İçeriğe geç

Ekonomide Enflasyona Alıştık. Bir de İçerik Enflasyonu Çıktı!

Kâğıtlardan, rapor ve e-posta simgelerinden oluşan bir sıcak hava balonunun sepetinde, dizüstü bilgisayarının başında ellerini başının arkasında birleştirmiş bir kişi; arka planda Galata Kulesi

Enflasyon kelimesini duyunca aklımıza fiyatlar, etiketler ve azalan alım gücümüz geliyor. Haklı olarak. Ama son zamanlarda cebimiz kadar dikkatimizi de etkileyen başka bir enflasyonla karşı karşıyayız: İçerik enflasyonu.

Her gün daha fazla yazı, rapor, sunum, e-posta ve sosyal medya paylaşımı üretiliyor. Üstelik yapay zeka sayesinde bunları hazırlamak artık birkaç dakikamızı alıyor.

Peki, bu kadar çok üretirken gerçekten daha fazla değer yaratıyor muyuz?

Herkes Üretiyor, Kimse Okumuyor

Birine iki cümlelik soru soruyorsun, karşılığında on sayfalık bir rapor geliyor. Başlıklar yerli yerinde, maddeler sıralanmış, sonuç bölümü bile var.

Peki, sorunun cevabı nerede?

Raporu hazırlayan üç dakikada işini bitiriyor. Okuyacak kişi ise on sayfayla baş başa kalıyor. O da raporu kendi yapay zekasına yükleyip özetletiyor, ardından hazırlattığı yanıtı geri gönderiyor.

Birbirleriyle iletişim kurmaya çalışan iki insan ve aralarında durmadan yazışan iki yapay zeka…

İşin komik tarafı, iki taraf da zaman kazandığını düşünüyor.

Oysa birinin üç dakikada hazırladığı raporu anlamak, doğrulamak ve yeniden düzenlemek karşı tarafın bir saatini alabiliyor.

Buna verimlilik diyebilir miyiz?

2025 yılında BetterUp Labs ve Stanford Social Media Lab tarafından yapılan bir araştırma da tam olarak bu soruna dikkat çekiyor. Araştırmacılar, yapay zekayla hazırlanmış, ilk bakışta nitelikli görünen ancak karşı tarafa ek iş çıkaran içerikleri workslop olarak tanımlıyor.

Yani kendi masamızdaki işi bitirmiş olabiliriz. Ama o işi gerçekten bitirmiş oluyor muyuz?

İçerik Artıyor, Değeri Ne Oluyor?

Ekonomik enflasyonda paranın satın alma gücü azalırken, içerik enflasyonunda da üretilen içeriğin dikkatimizden aldığı pay artıyor, fakat sağladığı değer aynı ölçüde artmayabiliyor.

Bir konuyu araştırdığımızda birbirine benzeyen onlarca yazıyla karşılaşıyoruz. Aynı fikirler farklı kelimelerle anlatılıyor, aynı bilgiler yeni başlıklarla tekrar sunuluyor.

Üretmek kolaylaştıkça üretmenin kendisini bir başarı olarak görmeye başladık.

Beş madde yeterliyken yirmi sayfalık analizler, kısa bir bilgilendirme yeterliyken uzun e-postalar hazırlıyoruz.

Çünkü kapsamlı görünen bir iş, çoğu zaman iyi yapılmış bir iş izlenimi veriyor.

Yapay zeka da bu izlenimi oluşturmayı oldukça kolaylaştırdı.

Ama unuttuğumuz bir şey var:

Bir işi hızlı yapmak, o işin yapılması gerektiği anlamına gelmez.

Daha Fazla Değil, Daha Anlamlı

Elbette mesele yapay zekayı kullanmak ya da uzun içerikler hazırlamak değil. Gerektiğinde yirmi sayfalık bir rapora da ihtiyacımız var.

Asıl mesele, neye ihtiyacımız olduğunu düşünmeden üretmeye başlamamız.

Yapay zekaya “Bana kapsamlı bir rapor hazırla” demeden önce, o raporun hangi soruya cevap vereceğini ve kimin ne işine yarayacağını düşünsek belki de çoğu zaman birkaç cümlenin yeterli olduğunu fark edeceğiz.

Yıllardır daha hızlı olmaya, daha fazla üretmeye çalışıyoruz. Şimdi elimizde bunu hiç olmadığı kadar kolaylaştıran bir teknoloji var.

Ancak üretkenliği hazırladığımız raporların uzunluğuyla, gönderdiğimiz e-postaların sayısıyla ölçmeye devam edersek yalnızca daha hızlı içerik üreten insanlar olacağız.

Yapay zeka bize daha fazla şey üretme imkanı verdi. Şimdi bizim öğrenmemiz gereken, neyi üretmememiz gerektiği.


Bu arada, yazıyı okurken aklınızdan bir soru geçmiş olabilir.

“Peki, bu yazıyı da yapay zekaya mı yazdırdın?”

Evet, yazdırdım.

Fikir ve anlatmak istediğim mesele bana ait. Araştırmada, yazımda ve cümleleri toparlamada yapay zekadan destek aldım. Sonra oturup okudum, bazı yerleri değiştirdim, gereksiz bulduklarımı çıkardım.

Bunu saklamanın bir anlamı yok. Zaten bu yazıda yapay zekayı kullanmayalım demiyorum.

Yapay zekadan yardım aldım. Ama ne söylemek istediğime onun karar vermesine izin vermedim.

Bir de yazıyı gereğinden fazla uzatmamaya çalıştım. Malum, içerik enflasyonuna bir katkımız da bizden olmasın. 🙂

Bu yazı size ne hissettirdi?

Bu yazıyı paylaş
LinkedIn X